7 Ocak 2015 Çarşamba

İstanbul'u Geziyorum Gözlerim Gayet Açık! Kilyos - Belgrad Gezisi


Yumi ile sahafı bıraktıktan sonra hafta sonları İstanbul'u keşfetmeye karar verdik. Mukaddes de İstanbul'a gelince pek güzel oldu. İlk olarak Kilyos ve Belgrad Ormanına gittik. Tabi kışın başları olduğu için soğuktu ama fotoğraf için güzel bir gündü diyebilirim. 





Çok erken kalkıp yola koyulduğumuz için kahvaltı yapabileceğimiz mekanlar araştırmaya başladım yolda. Mekanistte falan yorumlarından iyi olduğunu anladığımız Bolu 1 Kahvaltı Evi'nde kahvaltı için duraklamaya karar verdik. Sobalı bahçeli hoş bir mekan. Kahvaltısı da fena değildi ama öyle çok özellikli bir şeye denk gelmedim ne yazık ki.









Ve işte Mukaddes Belgrad Ormanında. Ne kadar güzel yakıştı. Bir Volkswagen ile gezmenin en güzel yanı hep dikkat çekmektir. Özellikle de çocukların dikkatini... 


George Orwell beni tanısaydı da gurur duyar mıydı acaba? :P











Belgrad Ormanına daha önce gitmiştim ama bu su bendi kısmını es geçmişiz demek ki. Gerçekten büyüleyiciydi...

31 Aralık 2014 Çarşamba



                                           "Keşke" demediğimiz bir yıl olması dileğiyle...                                                                                                          


  Yumi Miku ve Tosun Paşa

30 Aralık 2014 Salı

The Hundred-Foot Journey - Aşk Tarifi






Cumartesi akşamı yoğun temizlik temposundan sonra dinlenmek için film izlemeye karar verdik Yumiyle. O mu olsun bu mu olsun derken rasgele bir film seçtik internet sitesinden. İyi ki de seçmişiz. Ben Fransız yapımı filmleri de Hindistan yapımı filmleri de severim. Bu film her ne kadar ABD yapımı da olsa iki kültürün de sentezi sentezi olmuş. 

Film ülkesinden ayrılmak zorunda kalan Hintli ve restoran işletmecisi bir ailenin kendilerine yer edinme serüvenini anlatıyor.İmdb'de 7.4 puan almış ki bence haketmiş. 
Hassan Haji ve ailesi Bombay'daki restoranlarında siyasi mevzular yüzünden yangın çıkınca annelerini kaybediyorlar ve ülke değiştirmek zorunda kalıyorlar. Fransa'nın bir kasabasına yerleşerek işlerini devam ettirme çabaları, afilli Fransız restoranıyla ünlü Madam Mallory denen hırçın teyzeyle karşılaştıktan sonra rekabete dönüyor mecburen. Kabul edilme, sıfırdan var olma hikayesini barındıran film araya çok güzel bir aşkı da sıkıştırıvermiş.Tabi yapılan yemekler de gayet iştah açıcı. Kış akşamlarında izlenebilecek oldukça sevimli kah güldüren kah düşündüren sıcacık bir film olmuş. Şiddetle tavsiye edilir.






29 Aralık 2014 Pazartesi

Mac Pro Notebook Çantası Yaptık!

             Haftasonu hava yağışlı olunca evde kalmaya karar verdik. Ben kış mevsimini evde kalmama olanak sağladığından ötürü çok severim. Fırsat bu fırsat deyip Cumartesi gününü çılgın temizlik mevzusuna ayırdım. Evde Tosun olduğu için temizlik konusunu biraz abartıyorum sanırım. (Evet azıcık takıntılıyım) Sağolsun Tosun da sağa sola kum taşıma konusunda baya iyi. O pembiş patilerinin arasındaki pamuk tüyler ne yazık ki buna sebebiyet vermekte. Napalım gül diken olayı. Temizlik arkası yorgunluğu atmak için de akşam çok güzel bir film izledim ki bundan başka bir postta bahsedeceğim. 
            Pazar günü de uzun zamandır yapmayı planladığımız bi çanta projesini hayata geçirmeye karar verdik. Bu noktada Yumime bana fikir verdiğinden ötürü teşekkür etmeliyim. Daha öncede anlatmışımdır o çizme, tasarlama konusunda beni ikiye katlar. Bu da bize birlikte daha çok vakit geçirme olanağı sağlıyor ki çok mutluluk verici.
Neyse gelelim çantaya...

 Aslında biz pek bişey yapmadık. Tosun tüm kot parçalarını kesip biçti.Patchwork şeklinde birleştirdi.
 Sonra astarla arasına elyaf koymaya karar verdi ama elyaf yumuşak geldi.Biraz yatayım mı ki ben burda dedi ve 2 saate yakın uyudu.

 İşte bu da derme çatma patchworklü notebook çantası. Esnek kot kullanmak hata imiş.

Astarı da böyle görünmekte.

Ama bu basit görünümlü şey tüm günümüzü aldı diyebilirim. Sabırsız bir insan için dikiş dikmek pek iyi bir seçim değil sanırım :P Neyse ki bir diy projesinin daha sonuna geldik.

26 Aralık 2014 Cuma

Veda Edememek


       İzmir'den Mukaddes'i alıp İstanbul'a döndüğümüz Cumartesi günü -sanırım 19 Ekim idi- ters birşeyler olacağını hissetmiştim. Babamın Alzheimer ile ilgili sıkıntıları artarak devam  etmekteydi ve damar tıkanıklığı ile ilgili olarak denge konusunda da sıkıntı yaşadığını görebiliyorduk. Ertesi gün aldığım haber de bunu doğrulamıştı; babam gece banyoda dengesini kaybedip düşmüş. Önce bana söylemediler ama o haftanın Çarşamba günü durum ciddileşti ve apar topar yoğun bakıma alındığını öğrendim.Tabi ki bir an bile düşünmeden İzmir'e geri döndüm.  Orada kaldığım 1 haftalık süreçte doktorlardan aldığımız haber hep aynıydı. "Durum aynı. Herşey olabilir." "Aynı" kelimesi ne kadar vahim bir durumu ifade etse de insanın içini bir süreliğine ferahlatabiliyormuş. Bunu öğrendim. Kamuda memurlar izin konusunda rahattır olayı tamamen hikaye. Bunun en güzel örneğini bu süreçte yaşadım. Bu olayın yeteri kadar mazeret içermediğini düşünmüş olacaklar ki rapor almak zorunda kaldım binbir eziyetle. Raporum bitince -tabi bunda babamın durumunun değişmemesi olayı da etkindir- İstanbul'a geri döndüm. 2 3 gün işe gittikten sonra Çarşamba günü durumun artık çaresiz olduğunu açıkladı doktorlar. Apar topar İzmir'e geri gittik Emre ile. Ertesi sabah yani 6 Kasım'da herşey bitmişti babam için. Ciğerleri iflas etmiş. 
Babamı yaşarken yoğun bakıma girip görme cesaretini gösteremedim. Çünkü konuşamadığını ve devamlı ağladığını söyledi annem. Onu öyle görmek istemedim. Veda etmeliydim, edemedim. Bir insanın toprağa dönmesini anlayabiliyorum. Bu bir süreç sonuçta. Sadece bir daha Müzeyyen Senar dinleyemeyecek olmasını, avcılık anılarını yineleyemeyecek olmasını kabullenmek biraz zor geliyor ya da hüzünlü ne bileyim. Yani işin özü sanıldığı kadar güçlü değilim. Sadece kendi içimde çözmeye çalışıyorum. Zaman bakalım neler sunacak...Yaşayıp göreceğiz.


23 Aralık 2014 Salı

Mukaddes İstanbul'da...

Yazacak çok şey biriktirdim kısmını es geçiyorum. Sahaf olayını sonlandırmaya karar verdim ve böylece hafta sonlarını dolduracak etkinlikler yapmaya karar verdik. Bunun için tabi ki ilk iş Muaddes'i İstanbul'a getirmek oldu.İstanbul'da pek mutlu olmayı başaramasam da olsun be yine de Yumim, Mukaddes, Tosun ve ben mutlu bir aileyiz :) Kızım sorunsuzca yolları aştı ve ait olduğu yere geldi.Sevinçliyim :)

2 Ekim 2014 Perşembe

Benim Güzel Pisime...

Bugün çok uzun zaman sonra oldukça neşeli uyandım. Sabah işe giderken kedilerimi besledim, sevdim. Evdeki tombalağımı sevdim. Balık istifi minübüse sırıtarak bindim. Ayağıma basan tiplere sinirlenmedim. İnsanlara niye varsınız ki gözüyle nefret ederek bakmadım. Tüm bunların sebebi Ekim ayı, sonbahar ve melankoliyi sevmem mi? Bunun da etkisi var tabi. Ama ruhumun kafesinden çıkmak istercesine neşeli oluşumun sebebi bu kez başka. Herkes zaman zaman bu dünyaya ait olmadığını düşünür. Ben de düşünürüm. Benimle birlikte bu dünyaya ait olmadığına inandığım birkaç kişi daha var ve çok şükür ki burayı çekilir hale getiriyorlar. İşte bugün onlardan biri olan canım pisimin doğum günü. Bana verilmiş en güzel hediyelerden biri.  

Çoğu insan bazı duygularının kıymetli, eşsiz olduğunu düşünür. Ben de düşünürüm. Benim pisimle yaşadığım şeyin (buna dostluk mu dersiniz ne derseniz deyin) yeryüzünde eşi benzeri yok gibi gelir. Var ve ya yok... Ne farkeder ki? Sonuçta benim en kıymetlim.Aramızda kilometrelerce mesafe de olsa tıpkı yan yana olduğumuz zamanlardaki gibi acımız bir, sevincimiz bir, anlamsız delirmemiz bir. Beklediğim bişey var. Bir buluşma, yeniden var olma. Eminim bunca absürt boşa geçen zaman sonlanacak. Yeniden aynı şehirde aynı zamanda ruhlarımız yan yana olacak. 

Benim güzel pisim. Sen hep var ol. Sen nefes al ki benim bu pislik dünyaya hapsolmuş ruhum huzur bulsun. 
Doğum günün kutlu olsun.